Ana Yemek, Çatal-Bıçak Kullanımı ve İçecek Servisi

Artık ana yemek bölümüne geldik.

Bu bölümde anlatılanların bazıları oldukça mantıklı geldi. Bazılarını dinlerken ise açıkçası, “Gerçekten bu kadarına da dikkat etmek gerekiyor mu?” diye düşündüm.

Bazı kuralları bilsem bile günlük hayatta her zaman uygulayamayabilirim. Böyle bir durumda nezaketsiz mi olmuş olurum, emin değilim.

Çünkü her şey kurallara uygun ve ahenkli ilerlerken biz bazen o ahenge ayak uyduramayabiliriz. Ne kadar dikkatli olursak olalım balığın kılçığı ağzımıza gelebilir, salata kaşıktan kayıp masa örtüsüne düşebilir, ekmek elimizden kaçabilir ya da fark etmeden bir bardağa çarpabiliriz.

Sonuçta insanız.

Her şey ahenkle dans ederken bazen biz dans edemeyebiliriz.

Sanırım önemli olan, böyle bir durumda paniğe kapılmadan, ortamı büyütmeden ve başkalarını rahatsız etmeden devam edebilmek.

Tabağın İçindeki Yemeğe Elle Dokunmamak

Ana yemek pirzola, şiş veya balık gibi elle tutulabilecek bir yiyecek olsa bile tabağın içindeki hiçbir şeye elle müdahale edilmemesi gerektiği anlatıldı.

Sofrada elle temas ettiğimiz tek yiyecek, ekmek tabağındaki ekmek olmalı.

İlk bakışta pirzolayı veya şişi elle tutmak daha kolay görünebilir. Ancak resmî bir sofrada tabağın içindeki yiyecekleri çatal ve bıçakla yemek gerekiyor.

Şişte bir yemek geldiyse önce yiyecekleri çatal ve bıçak yardımıyla şişten çıkarıp tabağa almak gerekiyor. Balıkta da etli kısmı kılçıklarından ayırdıktan sonra küçük lokmalar hâlinde ilerleniyor.

Bunları dinlerken yine gerçek hayatı düşündüm. Balığı ne kadar dikkatli ayırırsak ayıralım ağzımıza küçük bir kılçık gelebilir. Böyle bir durumda kusursuz görünmeye çalışmak yerine sakin ve mümkün olduğunca dikkat çekmeden hareket etmek bana daha önemli geliyor.

Kuralların amacı insanı sıkıştırmak değilse, küçük kazalara da biraz alan bırakması gerekiyor.

Çatal ve Bıçağın Bırakılış Şekli

Yemek tamamlandığında çatal ve bıçak tabağın içine yan yana ve birbirine paralel şekilde bırakılıyor.

Bunu hatırlamak için saat yönünde “4’ü 20 geçe” konumu örnek veriliyor.

Bu yerleşim, garsona yemeğin tamamlandığı mesajını veriyor. Böylece ayrıca seslenmeden veya tabağın alınmasını istemeden sessiz bir iletişim kurulmuş oluyor.

Bu kısmı mantıklı buldum. Sonuçta garsonun işini kolaylaştıran ortak bir işaret var.

Fakat konu çatalın ters mi düz mü bırakılacağına geldiğinde biraz durdum.

“Bu kadar ayrıntıya gerçekten gerek var mı?”

Amerikan ve Kıta Avrupası tarzında çatal-bıçak kullanımının farklı olduğu anlatıldı. Hatta çatalın sırt kısmı yıpranmış veya kötü görünüyorsa kurala bağlı kalmak yerine daha düzgün görünen tarafın tercih edilebileceği söylendi.

Günlük hayatta çoğu insanın çatalın sırtının yukarı mı aşağı mı baktığını fark edeceğini sanmıyorum.

Benim için burada önemli olan, yemeğin bittiğini anlaşılır biçimde göstermek. Bunun ötesinde sürekli çatalın açısını düşünmek, insanı sofranın asıl amacından uzaklaştırabilir.

Kuralları bilmek iyi olabilir ama temiz, düzenli ve çevreyi rahatsız etmeyen bir biçimde yemek daha önemli.

Yemek Masası Bir Savaş Alanı Değil

Bu bölümde aklımda kalan cümlelerden biri şuydu:

Yemek yediğimiz alan bir savaş alanı değil.

Çatal, bıçak, boş şişler ve balık kılçıkları tabağın içinde dağınık bir görüntü oluşturacak şekilde bırakılmamalı. Yemeği mümkün olduğunca düzenli tüketmek ve tabağın içini gereksiz yere karıştırmamak gerekiyor.

Sanırım burada amaç, yemek yerken telaşlı ve kontrolsüz hareket etmemek.

Ama ben bu cümleyi yalnızca tabaktaki görüntü üzerinden düşünmedim.

Masadaki herkesin aynı anda bir şeyleri yönetmeye, kontrol etmeye veya yapmaya çalışması da sofrayı küçük bir savaş alanına çevirebilir.

Biz kadınlar birçok şeyi yapabiliyor olabiliriz. Fakat her şeyi yapabiliyor olmak, her şeyi bizim yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor.

Bazen sorumluluğu doğru kişiye bırakmak daha güzel.

Evde ev sahibine, özel bir ilişkide bazı sorumlulukları karşı tarafa bırakmak mümkün. Belki de zarafet biraz da her şeye yetişmeye çalışmamakla ilgili.

Sürekli kontrol etmek yerine bazen oturup yemeğin tadını çıkarmak gerekiyor.

Masadaki Bardaklar ve Kadehler

Masa düzeninde bize en yakın konumda bulunan bardak genellikle su bardağı oluyor. Diğer bardak ve kadehler servis edilecek içeceklere göre sıralanıyor.

Bu bilgiyi pratik buldum. Çünkü kalabalık bir masa düzeninde hangi bardağın bize ait olduğunu karıştırmak mümkün.

İçeceği biten veya artık kullanılmayacak olan boş bardaklar servis görevlisi tarafından masadan alınabiliyor. Böylece masada gereksiz kalabalık oluşmuyor.

Bardak veya kadeh üst kısmından avuçlanarak tutulmuyor. Bunun hem görüntüyle hem de içeceğin sıcaklığıyla ilgili bir nedeni var.

Üst kısımdan tutulduğunda parmak izi kalabiliyor. Ayrıca elin sıcaklığı, özellikle soğuk içeceklere geçebiliyor.

Bu nedenle bardakların alt kısmına yakın bir yerden tutulması, ayaklı kadehlerin ise sapından kavranması daha uygun kabul ediliyor.

Bu ayrıntı bana fazla gelmedi. Çünkü yalnızca estetik bir kural değil; içeceğin sıcaklığını korumaya da yardımcı oluyor.

İçecek Servisini Kim Yapmalı?

Eğitimde masadaki şişelerin açılması ve içecek servisinin geleneksel olarak ev sahibi ya da masadaki beyefendi tarafından yapılabileceği anlatıldı.

Bu yaklaşım klasik şövalyelik kurallarının bir parçası.

Günümüzde bunu değişmez bir kadın-erkek kuralı olarak görmek gerekli mi, emin değilim. Fakat servisin bir kişi tarafından yönetilmesi fikrini anlamlı buluyorum.

Ev sahibi masayı yöneten kişidir. Su veya başka bir içecek istendiğinde servisi kendisi yapabilir ya da servis görevlisinden rica edebilir. Böylece herkes aynı anda şişeye uzanmaz ve masa düzeni bozulmaz.

Ben bu konuyu biraz daha kişisel bir yerden de düşündüm.

Kadınlar olarak birçok şeyi yapabiliyor, taşıyabiliyor ve yönetebiliyoruz. Fakat bazı anlarda sorumluluğu karşı tarafa bırakmak da güzel olabilir.

Her şeyi yapabilecek durumda olsak bile her şeyi yapmak zorunda değiliz.

Bazen şişeyi açma, içeceği ikram etme veya servisi takip etme işini karşı tarafa bırakıp sadece yemeğin tadını çıkarmak da bir seçim.

Belki şövalyelik kurallarının bugüne kalan en güzel tarafı, birinin diğerinin rahatını düşünmesi.

Garsonla İletişim

Garsondan bir şey isterken ses yükseltmek, parmak şıklatmak veya uzaktan el kol hareketleri yapmak doğru değil.

Uygun bir anda göz teması kurmak ve nazikçe rica etmek yeterli.

Eğitimde bazı taleplerin masadaki erkek üzerinden iletilmesinden de söz edildi. Bunu daha geleneksel bir yaklaşım olarak görüyorum. Günümüzde masadaki herkes garsonla doğrudan ve nazik bir şekilde iletişim kurabilir.

Bence burada zarafeti belirleyen şey talebi kimin ilettiğinden çok, nasıl ilettiği.

Ev sahibinin masayı yönetmesi ise herkesin aynı anda garsona seslenmesini önleyebilir. Bu açıdan bakınca kuralın temelinde yine düzeni koruma fikri var.

Bu Bölümden Bana Kalan

Bu bölümdeki bazı kurallar bana gerçekten fazla ayrıntılı geldi.

Çatalın sırtının hangi yöne bakacağı veya servisi mutlaka kimin yapacağı, günlük hayatta her zaman birebir uygulanabilecek şeyler olmayabilir.

Böyle bir durumda nezaketsiz sayılır mıyız?

Bence hayır.

Çünkü sofra adabının amacı insanı her hareketinde hata arayan biri hâline getirmek olmamalı.

Asıl amaç masada karmaşa oluşturmamak, kullanılan araçları düzenli bırakmak, servis yapan kişinin işini kolaylaştırmak ve başkalarının alanına saygı göstermek.

Bir şey dökülebilir, ekmek düşebilir, bardağa çarpabilir veya balığın kılçığı ağzımıza gelebilir. Önemli olan, böyle anlarda sakin kalıp durumu büyütmeden toparlayabilmek.

Her hareketi kusursuz yapmaya çalışmak insanı sohbetten, yemekten ve bulunduğu andan uzaklaştırabilir.

Sanırım benim için denge burada:

Kuralları bilmek, fakat sofrayı bir sınava çevirmemek.

Kısa Notlarım

Tabağın içindeki yiyeceklere elle dokunulmuyor; elle temas edilen yiyecek ekmek.

Pirzola, balık ve şiş gibi yemekler çatal ve bıçakla yeniyor.

Şişteki yiyecekler önce tabağa alınıyor.

Balık kılçıklarından ayrıldıktan sonra küçük lokmalar hâlinde yeniyor.

Yemek bittiğinde çatal ve bıçak yan yana, 4’ü 20 geçe konumunda bırakılıyor.

Masadaki en yakın bardak genellikle su bardağı.

Soğuk içeceklerin bulunduğu bardaklar alt kısmına yakın bir yerden, ayaklı kadehler sapından tutuluyor.

Boş bardak ve kadehler servis görevlisi tarafından masadan alınabiliyor.

Ev sahibi, masa ve servis düzenini yönetiyor.

Garsonla göz teması kurularak nazikçe iletişim kuruluyor.

Her şeyi yapabiliyor olmak, her şeyi bizim yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor.

Sofra adabının amacı kusursuz görünmek değil; daha sakin, düzenli ve düşünceli davranabilmek.

İlgili İçerikler

Çatal, Bıçak ve Peçete Kullanımı

Bu bölümde çatal, bıçak ve peçete kullanımıyla ilgili bildiğimi...

Ekmek Masaya Neden İlk Gelen Şeylerden Biri?

Sofra adabı eğitiminde beni en çok şaşırtan şeylerden biri,...

Çorba İçmeninde Bir Adabı Varmış

Bu derste sadece çorba içmeyi konuştuk desem abartmış olmam. Başta...

Sofra Adabı Aslında Çatal Bıçaktan Çok Daha Fazlasıymış

İlk yazımda bu eğitimi neden almaya başladığımı anlatmıştım. Bu...

Stratejik Düşünme

1. Stratejik Düşünmenin Temelleri Stratejik düşünmenin tanımı ve organizasyonlar için...

İncelemelerim